Birol: Enerji haritası güvenle şekillenecek
Recep ERÇİN
ABD-İran savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı’nın kapanması, küresel enerji jeopolitiğinde dengeleri kökten sarsıyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Dr. Fatih Birol, iki ülke arasında savaşı sonlandıran mutabakata rağmen Hürmüz kaynaklı risklerin yarattığı güven krizinin, enerji haritasını kalıcı biçimde yeniden şekillendireceğini vurguladı.
ABD ve İran arasında imzalanan mutabakat uyarınca 60 gün içinde süreç sorunsuz ilerlese bile, müzakerelerin nihai sonucunun hayati önem taşıdığını belirten Birol, dün İstanbul’da düzenlenen TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) toplantısında kapsamlı bir sunum yaptı.
Vazo kırıldı: Enerjide güven dönemi
Hürmüz Boğazı’nın kapanmasına yol açan savaşın enerji jeopolitiğine etkilerini anlatan Birol, “Vazo kırıldı” ifadesini kullanarak geri dönüşü olmayan bir döneme girildiğinin altını çizdi. “Yıllarca ‘Acaba Hürmüz kapanır mı kapanmaz mı’ denilirken kapandı” diyen Birol, “Onu yapıştırıp eski haline getirmek mümkün değil. Bir kere kapandığı, yeniden kapanabileceği anlamına gelir” sözleriyle riskin kalıcılığına işaret etti.
Birol, birçok ülkenin bu gelişmelerle birlikte enerji stratejilerini ve tedarik ortaklarını masaya yatırdığını belirterek, “Enerjide artık fiyattan çok güvenli tedarik ve tek kaynağa bağlı kalmama ön plana çıkacak” değerlendirmesinde bulundu. Ona göre bu kriz, önceki enerji şoklarında olduğu gibi yeni bir küresel enerji haritasının çizilmesine zemin hazırlıyor.
Birol, mevcut krizin temelinde fiyatlardan ziyade Hürmüz ve genel olarak Orta Doğu’ya yönelik güven erozyonunun bulunduğunu, bu nedenle daha güvenli ve çeşitlendirilmiş bir enerji tedarik sistemine geçiş sürecinin hızlandığını kaydetti.
İki şahdamarı aynı anda kapalı
Birol, Hürmüz meselesinin nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, önümüzdeki 2-3 yıl içinde dünya enerji haritasının yeniden çizilmeye başlayacağını, enerji ortaklıklarının yeniden tanımlanacağını ve yeni ittifakların gündeme geleceğini söyledi. Bu dönüşümün yalnızca enerjiyle sınırlı kalmayacağını, jeopolitik dengeler ile küresel ticaret yollarını da değiştirecek bir etkiden söz ettiğini vurguladı.
Hürmüz Boğazı’nın açılmasına ilişkin temel koşulu ise şöyle özetledi: “Bu sorunun çözümünde tek ve en önemli yol, Hürmüz Boğazı'nın koşulsuz olarak ve tüm aktörlerin tehlikesiz olduğuna inanmış şekilde açılması.”
Birol, 4 sene öncesine kadar dünya ekonomisi ve enerjisinin iki büyük “şahdamarı” olduğuna dikkat çekti: Rusya’dan Batı Sibirya üzerinden Avrupa’ya giden boru hatları ve Hürmüz Boğazı. “İkisi de şu anda kapalı durumda” diyen Birol, bunun küresel enerji dengeleri açısından ne kadar kritik bir tablo yarattığını vurguladı.
Fiyatları frenleyen iki unsur
Fiyatların daha sert yükselişler göstermesini engelleyen iki temel unsur bulunduğunu hatırlatan Birol, ilk olarak 28 Şubat’tan önce dünya petrol piyasalarında ciddi bir bolluk yaşandığını, arzın yüksek, talebin ise görece zayıf seyrettiğini söyledi. Bu dengenin fiyatları bir süre frenlediğini belirtti.
İkinci unsurun ise, 11 Mart’ta savaşın başlamasından yaklaşık 2 hafta sonra devreye giren stratejik stok hamlesi olduğunu anlatan Birol, mevcut petrol stoklarından 400 milyon varilin piyasaya sunulduğunu aktardı. Bu müdahale, Birol’a göre krizin daha da derinleşmesini ve fiyatların kontrolsüz tırmanışını sınırlayan kritik bir adım oldu.
Buna karşın, “Eğer haziran sonuna kadar Hürmüz açılmazsa dünya ekonomisi kırmızı bir hatta giriyordu” uyarısında bulunan Birol, bunun temel nedenini, stokların hızla erimeye başlaması ve temmuz-ağustos itibarıyla seyahat sezonunun etkisiyle petrol talebinin artacak olması şeklinde açıkladı. Birol, “Fakat Allah’tan bir çözüm bulunmuş gibi görünüyor” ifadesiyle, son mutabakatın küresel ekonomi açısından taşıdığı rahatlama etkisini özetledi.
COP31 ve Türkiye için fırsat
Toplantının açık oturum bölümünde TÜSİAD Başkan Yardımcısı Fatih Kemal Ebiçlioğlu’nun ve salondan gelen soruları yanıtlayan Birol, uluslararası alanda geniş katılımlı uzlaşı sağlamanın giderek zorlaştığını söyledi. “Uluslararası alanda uzlaşı sağlamak, herkesi bir araya getirmek zor oluyor. Ama maalesef gidişata bakınca ‘bir araya gelelim’den, ‘her koyun kendi bacağından asılır’ felsefesine dönülüyor” değerlendirmesinde bulundu.
COP31 konusunda Türk kamuoyuna sitem eden Birol, bu sürecin öneminin yeterince kavranmadığını dile getirdi. “Türk kamuoyunun COP’un ne kadar önemli bir şey olduğunun farkına varmadığını düşünüyorum. Bu muazzam bir fırsat, iş dünyası için” diyen Birol, 80-90 devlet ve hükümet başkanının, on binlerce iş insanının Türkiye’ye geleceğinin altını çizdi.
Birol, COP31'in, Türkiye’nin hem iş dünyası açısından hem de iklim ve insani hassasiyetlerini dünyaya gösterme bakımından önemli bir vitrin olacağını belirterek, bu fırsatın stratejik düzeyde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.