Dağlıoğlu: Türkiye bölgesel yatırım üssü haline geldi
Türkiye yatırımlarda bölgesel merkez
Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) tarafından Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya (NRW) eyaletinde düzenlenen "Avrupa ve Balkanlar Genişletilmiş İstişare Kurulu" toplantıları kapsamında, "Türkiye’ye Yatırımda Yeni Dönem: Türk Şirketleri İçin Yeni Vergi ve Yapılanma Fırsatları" başlıklı bir panel yapıldı.
Panelde MÜSİAD’ın 33 ülkeden gelen başkan ve temsilcilerine hitap eden Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu, Türkiye’nin makroekonomik başarısını, lojistik gücünü ve yeni teşvik modellerini anlattı.
Dağlıoğlu, Türkiye’nin artık yalnızca Asya ile Avrupa arasında bir köprü değil, güçlü siyasi irade ve reformlar sayesinde bölgesel bir merkez haline geldiğini vurguladı.
Lojistik altyapı ve tedarik zinciri
Dağlıoğlu, son yıllarda hayata geçirilen havalimanları, limanlar, köprüler ve demir yolları sayesinde Türkiye’nin küresel tedarik zincirinde son derece güçlü bir lojistik bağlantı ağına ulaştığını belirtti.
Türk Hava Yollarının küresel başarısı ile geçmiş dönemde yapılan altyapı ve üstyapı yatırımlarının bu bağlantı kapasitesini güçlendirdiğini ifade etti.
Türkiye’nin 20 yılı aşkın süredir uyguladığı kararlı politikalar ve yapısal reformlarla jeopolitik konumunu ticari avantaja çevirdiğini söyledi.
Büyüme performansı ve borç yapısı
Dağlıoğlu, Türkiye’nin yatırımcılar için sunduğu cazibeyi "hızlı büyüyen dayanıklı ekonomi", "kesintisiz reform iradesi", "nitelikli ve derin iş gücü havuzu" ve "stratejik konum" başlıklarıyla özetledi.
Türkiye’nin 2003 yılından bu yana yıllık ortalama yüzde 5,3’lük bileşik büyüme oranı yakaladığını, bunun dünya, OECD ve benzer gelişmekte olan ülkelerin üzerinde bir performans olduğunu aktardı.
Küresel borçluluğun dünya milli gelirinin 3 katına ulaştığı bir dönemde, Türkiye’nin yönetilebilir bir makroekonomik borç yapısına sahip olmasının önemine dikkat çekti.
Satın alma gücü paritesine göre Türkiye’nin dünyanın en büyük 11. ekonomisi konumuna yükseldiğini ve bu yıl ilk 10 içine girilmesinin öngörüldüğünü hatırlatarak, 2041 yılında nominal olarak da ilk 10 ekonomi arasına girme hedefini paylaştı.
Doğrudan yatırımda yüzde 1,5 hedef
Dağlıoğlu, Türkiye’nin 2003 yılına kadar küresel doğrudan yatırımların yıllık ortalama binde 2’sini alabildiğini, son 20 yılda bu oranı yüzde 1 seviyesine taşıyarak performansını 5 kat artırdığını söyledi.
Uzun vadeli hedefin, küresel doğrudan yatırımlardaki payı kalıcı olarak yüzde 1,5’in üzerine çıkarmak olduğunu vurguladı.
Küresel yatırımların yavaşladığı bir dönemde Türkiye’nin reel yatırımlarını geçen yıl yüzde 11 artırdığını, cari yılın ilk 4 ayında da artış trendinin sürdüğünü ifade etti.
Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu (YOİKK) bünyesinde özel sektör geri bildirimleriyle kesintisiz bir reform döngüsü yürütüldüğünü, uluslararası endekslerin de bu çabayı teyit ettiğini belirtti.
Türkiye’nin Dünya Bankası’nın eski İş Yapma Kolaylığı Endeksi’nde 86’ncı sıradan 33’üncü sıraya yükseldiğini, yeni sistemde ise özellikle altyapı ve dijital uygulamalar alanında dünyada 13’üncü sırada yer aldığını söyledi.
Üretim, ihracat ve stratejik ürünler
Dağlıoğlu, Türkiye’nin üretim kapasitesi ve çeşitlendirilmiş endüstriyel altyapısı sayesinde uluslararası şirketler için bölgesel ihracat, AR-GE, inovasyon, satın alma ve yönetim merkezi haline geldiğini ifade etti.
Bu güçlü yapı sayesinde mal ihracatının 273 milyar dolara, hizmet ihracatının ise 120 milyar doların üzerine çıktığını belirtti.
Türkiye’nin hem mal hem hizmet üretiminde küresel bir üretim üssüne dönüştüğünü, 20 yıl önce yalnızca 9 üründe 1 milyar doların üzerinde ihracat yapılırken bugün bu sayının 53 stratejik ürüne yükseldiğini aktardı.
Pazar çeşitlendirme stratejileriyle özellikle MENA (Orta Doğu ve Kuzey Afrika) bölgesinde pazar payının anlamlı şekilde artırıldığını söyledi.
Yatırımlarda istihdam odağı güçleniyor
Geçmiş yıllarda gayrimenkul yatırımlarının payı dönemsel olarak yüzde 50 seviyelerine kadar çıkarken, bu oranın geçen yıl yüzde 18 civarına gerileyerek dengelendiğini, yatırımların daha fazla istihdam odaklı projelere yöneldiğini kaydetti.
Orta ve Doğu Avrupa coğrafyasında 2003 yılından bu yana en çok yatırım çeken ikinci ülkenin Türkiye olduğunu, hedeflerinin ise liderlik olduğunu ifade etti.
İstanbul Finans Merkezi ve vergi
Dağlıoğlu, İstanbul Finans Merkezi (İFM)nin finansal hizmet ihracatını teşvik etmeyi amaçlayan güçlü bir yapıya sahip olduğunu vurguladı.
Merkez bünyesinde vergi indirimleri, sektörel lisans ve harç muafiyetleri ile yatırımcılar için cazip olan dövizle muhasebe defteri tutma imkanı sunduklarını söyledi.
"Tek Durak Ofis" modeliyle yatırımcıların tüm kurumsal izinlerini tek çatı altında alabildiğini, böylece bürokrasinin sadeleştiğini belirtti.
İFM kapsamında transit ticaret alanında agresif bir vergi avantajı tanımlandığını, İFM çatısı altında kurulacak tüzel kişilikler üzerinden yürütülen transit ticarette vergi indiriminin yüzde 100’e çıkarıldığını, yani sıfır vergi uygulanacağını açıkladı.
Aynı işin İFM dışında yapılması halinde ise yüzde 95 vergi indirimi sağlandığını, yalnızca yüzde 1,25 düzeyinde vergi ödeneceğini ifade etti.
Kurumlar vergisi ve üretim teşviki
Dağlıoğlu, Türkiye’nin üretim ve hizmet alanındaki küresel rekabetçiliğini korumakta kararlı olduğunu belirterek, imalat ve tarımsal üretim yapan şirketler için normalde yüzde 25 olan kurumlar vergisi oranını yüzde 12,5’e indirdiklerini hatırlattı.
Turizm, sağlık, lojistik ve bilişim gibi güçlü olunan hizmet ihracatı alanlarında vergi indirimlerinin de güçlendirildiğini, bu alanlarda daha önce yüzde 80 olarak uygulanan vergi indiriminin yüzde 100’e çıkarıldığını söyledi.
Uluslararası şirketlerin muhasebe, insan kaynakları, satın alma ve bilişim gibi operasyonlarını tek merkezden yönettikleri Ortak Hizmet Merkezleri için de "sıfır vergi" döneminin başladığını duyurdu.
İstanbul’da bölgesel yönetim, satın alma, insan kaynakları veya pazarlama merkezi kuran küresel şirketlerin, AR-GE merkezlerinde olduğu gibi sıfır vergi avantajından yararlanacağını belirtti.
İstihdam ve nitelikli insan kaynağı
Dağlıoğlu, Ortak Hizmet Merkezleri kapsamında istihdam edilecek nitelikli personelin gelir vergisine yönelik yeni avantajlar sağlandığını, 5 asgari ücrete kadar olan gelir kısmının vergiden muaf tutulacağını söyledi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın kısa süre içinde yayımlayacağı yönetmelikle uygulamanın yürürlüğe gireceğini ve bu sayede yetişmiş nitelikli insan kaynağının yurt dışına gitme eğiliminin azaltılmasının hedeflendiğini vurguladı.
Sanayi, dijital dönüşüm, iklim ve yeşil teknoloji alanlarındaki yatırımları hızlandırmak amacıyla tüm bürokratik izin süreçlerinin tek elden yürütüleceği "Teknoloji Ofisi" modeline ilişkin mevzuat çalışmalarının tamamlandığını, yönetmeliğin de hızla yayımlanacağını ifade etti.
Varlıklı ailelere vergi güvencesi
Dağlıoğlu, dünyadaki milyoner göçü haritasını yakından izlediklerini ve küresel serveti Türkiye’ye çekmeyi hedeflediklerini söyledi.
Türkiye’de vergi mukimi olmayan varlıklı kişilerin ve aile ofislerinin varlıklarını Türkiye’ye getirmeleri halinde, 20 yıl boyunca yurt dışı kazançlarından vergi alınmayacağını açıkladı.
Ayrıca gelişmiş ülkelerde yüzde 50’lere ulaşan miras vergisi oranlarına karşılık, bu kapsamda Türkiye’de miras vergisinin yüzde 10’dan yüzde 1’e düşürüldüğünü belirtti.
Teknoloji girişimleri ve hukuki zemin
Dağlıoğlu, teknoloji girişimlerinin finansmana erişiminde karşılaştığı gri alanların yasal düzenlemelerle giderildiğini söyledi.
Uluslararası ekosistemde yaygın olarak kullanılan paya dönüştürülebilir borç enstrümanlarının kullanımını esnek ve yasal bir zemine kavuşturduklarını aktardı.
Teknoloji girişimlerinde çalışanlara hisse senedi opsiyonu verilmesi halinde ortaya çıkan gelir vergisi belirsizliklerinin de giderildiğini, belirli bir süre elde tutulması şartıyla çalışanlara verilen bu hisselerin vergi muafiyeti kapsamına alındığını ifade etti.
Türkiye teknoloji ekosisteminde yükseliyor
Dağlıoğlu, Türkiye’nin küresel teknoloji haritasında güçlü bir konuma ulaştığını, yalnızca erken aşama yatırımlarda dahi yıllık ortalama 1 milyar doların üzerinde yatırım çeken bir ekosisteme sahip olduğunu söyledi.
Doğu Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika, Pakistan ve Bangladeş gibi bölgelerden çok sayıda yetenekli girişimcinin şirketlerini kurmak için Türkiye’yi tercih ettiğini dile getirdi.
Türkiye’deki 100’ün üzerindeki teknopark ve yerinde AR-GE merkezlerinin sunduğu vergi avantajlarının altını çizerek, teknoloji şirketleri için kurumlar vergisi ve çalışanlar için gelir vergisi muafiyetleri bulunduğunu hatırlattı.
Ayrıca bir anonim şirket hissesinin 2 yıl elde tutulduktan sonra devredilmesi halinde, sermaye kazancı vergisinden tamamen muafiyet sağlandığını söyledi.
Avrupa ile rekabet ve fırsatlar
Dağlıoğlu, özellikle Almanya’da teknoloji şirketlerinin tasfiye ve çıkış süreçlerinde bürokratik zorluklar ve yüksek maliyetlerle karşılaştığını, bu nedenle operasyonlarını Türkiye’ye taşıyan Almanya merkezli şirketler bulunduğunu ifade etti.
Avrupa’daki teknoloji şirketlerinin büyüme aşamasında ciddi bir üretim krizi yaşadığını, Hollanda’da iş dünyası temsilcileriyle yapılan görüşmelerde bu sorunların doğrudan aktarıldığını belirtti.
Türkiye’nin sahip olduğu güçlü endüstriyel derinlik ve üretim çeşitliliği sayesinde Avrupa’daki şirketler için ideal çözüm ortağı olduğunu, artan maliyetler ve kalifiye personel bulma sorunları nedeniyle yeni pazar arayan küresel şirketler için Türkiye’nin güvenli ve sürdürülebilir bir üretim üssü sunduğunu vurguladı.
Alman şirketleri ve Türkiye güveni
Dağlıoğlu, Almanya’da sonraki jenerasyonlara devredilemediği için yönetim krizi yaşayan şirketlerin Türk iş insanları için önemli satın alma fırsatları barındırdığını söyledi.
Bu tür şirketlerin satın alınmasının, Türk firmalarına hem yeni teknolojilere doğrudan erişim hem de Avrupa pazarında kalıcı güç sağlayacağını belirtti.
Toplam teşvik vizyonu ile dünyanın farklı bölgelerinde ticaret yapan tüm iş insanlarının operasyonel merkezlerini İstanbul’a taşımalarını ve Türkiye’yi tedarik zincirlerinin ana merkezi konumuna getirmeyi hedeflediklerini ifade etti.
Alman şirketlerinin Türkiye’ye olan güvenine dikkat çekerek, Almanya’dan Türkiye’ye gelen sermaye akışı ile içerideki Alman yatırımlarının toplam stok değerinin 26 milyar doların üzerinde olduğunu söyledi.
Bu durumun Alman şirketlerinin Türkiye’de kazandıklarını yine Türkiye’de yatırıma dönüştürdüklerinin net bir göstergesi olduğunu vurguladı.
Dağlıoğlu, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi olarak Almanya ve Avrupa genelinde yerel pazarı çok iyi bilen uzman kadrolarla yatırımcılara kesintisiz destek sunduklarını sözlerine ekledi.